Sayfalar

11 Ekim 2012 Perşembe

Şans Vermek...

İşten ayrıldığımdan beri gerçek hayatın içinde daha çok bulunuyor, daha güzel sohbetler ediyorum. 30 yaşımda yeni bir hayatla tanışıyorum sanki… Daha az koşuşturan insanların olduğu, insanların sohbet edecek vakitlerinin olduğu, herkesin bir şeyler yaratmaya çalıştığı, bunu paylaşmaktan da korkmadığı yeni bir dünya burası… Burası aslında işten ayrılmadan da içinde olduğum dünya olmalı; çünkü hiçbir yere taşınmadım işimden ayrılınca; şehrim, ülkem değişmedi. Değişen neydi peki?

Hiçbir zaman çok sıcak bir insan olmadım. Ortaokulda arkadaşlarım beni tanıyana kadar burnu havada bir insan olduğumu düşünürlermiş. Lise hayatımda fazla tanışık olmaktan dolayı herkes kim olduğumu biliyordu, daha rahat oldu. Üniversitede ise hep daha korunaklı dostluklar edindim. Kimi sürdü bugüne kadar kimi de orada kaldı gitti işte… Anlaşılan zaman geçtikçe, insanların büyüdükçe kirlendiğini anlamışım, hırsı görmüşüm, yarışmanın insanlarda nasıl duygular yarattığına şahit olmuşum…

Ama en güzel öğrenim iş hayatında oluyormuş, çok geç olmadan onu da anladım. Hele hele yabancı bir şirkette yükselmekteyseniz J dostunuz kadar düşmanınız da oluyor. Biraz da insandan anlayan biriyseniz ya da hisleri kuvvetli, işte o zaman kimin size samimi kimin içten pazarlıkla güldüğünü anlamak zor olmuyor… Böyle olunca da akla belli düşünceler geliyor işte: Herkes sadece kendini düşünüyor. Bu iyi bir fikir, paylaştığın kişilere dikkat et. Sana nasıl davranıyorlarsa karşındakine öyle davran. Yardım ettiğin kişi ihtiyacın olduğunda yanında olacak mı? Saf gibi uzun uzun anlatma. Sana ne kadar anlatıldıysa sen de o kadar anlat. Sen tırnaklarınla kazıyarak geldiysen bırak başkaları da kazısın.

Tabii, düşünüyorsun da yetiştiriliş bu, öyle kolay kolay vazgeçemiyorsun insanlık huylarından… Ama daha az şans vermeye başlıyorsun insanlara. Eskiden önce puanı bol tutup sonradan kırarken, bakıyorsun sıfırla başlatıyorsun yeni tanıştıklarını. Verdiğin şans azalıyor, git gide güvensiz oluyorsun… Bir yandan da kendi hedeflerini gerçekleştirmeye çalışırken birinin elinden tutup onu geliştirmek istesen de çark o kadar hızlı ki iyi ile çalışıp sonuca varmak istiyorsun. Süreç seni delirtiyor!

Sonra bir gün bu kaynar kazanın dışında olmayı seçiyorsun. Daha doğrusu içinde olmamayı… Çünkü bilmiyorsun ki artık dışarıyı!

Bundan sonrası bir müddet “sudan çıkmış balık”lık haliyle “dünyaya yeni gelmiş bebek”lik hali… Biraz çırpınma biraz her gördüğüne hayret etme. Bu haller öyle keyifli ve öyle zor ki – uzun uzun anlatmak lazım, belki daha sonra…

Bu süreçte kendimi öyle anlarda yakaladım ki neredeyse kendimle toplantı yapıp bir yapılacaklar listesi hazırlayacağım. Bu liste bitmeden bu “yeni hayat”ta bireyliğe terfi edemem! Çalışıyor muyum? Yoksa çalışmıyor muyum? Ev hanımı mı oldum? Hayır, canım, bu kararı kendin verdin ve bir planın var! Liseyi bitirip üniversite sınavı sonucunu beklerken öğrenci mi boş gezenin boş kalfası mı olduğunu idrak edememiş, yarıştan yeni çıkmış öğrenci durumu gibi bir şey...

Geç geliyorsun kendine... İnsanı yine insan kurtarıyor böylesi durumlarda. Önce kendini kabul ediyorsun, sonra dışarıdaki hayatı kokluyorsun. İnsanların birbirine içten gülebildiğini görüyorsun. İşini kuracağını söylediğinde tasvip etmeyenlerden çok destekleyicilerin olduğunu görüyorsun. Kendine güveniyorsun. Sonra bu yeni hayatının acemisi olarak sana güvenenleri ve bir şans verenleri mahcup etmemek için koyuluyorsun işe, güce, hayata...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder