İşten ayrıldığımdan beri gerçek hayatın içinde daha çok
bulunuyor, daha güzel sohbetler ediyorum. 30 yaşımda yeni bir hayatla
tanışıyorum sanki… Daha az koşuşturan insanların olduğu, insanların sohbet
edecek vakitlerinin olduğu, herkesin bir şeyler yaratmaya çalıştığı, bunu
paylaşmaktan da korkmadığı yeni bir dünya burası… Burası aslında işten
ayrılmadan da içinde olduğum dünya olmalı; çünkü hiçbir yere taşınmadım işimden
ayrılınca; şehrim, ülkem değişmedi. Değişen neydi peki?
Hiçbir zaman çok sıcak bir insan olmadım. Ortaokulda arkadaşlarım
beni tanıyana kadar burnu havada bir insan olduğumu düşünürlermiş. Lise
hayatımda fazla tanışık olmaktan dolayı herkes kim olduğumu biliyordu, daha
rahat oldu. Üniversitede ise hep daha korunaklı dostluklar edindim. Kimi sürdü
bugüne kadar kimi de orada kaldı gitti işte… Anlaşılan zaman geçtikçe,
insanların büyüdükçe kirlendiğini anlamışım, hırsı görmüşüm, yarışmanın insanlarda
nasıl duygular yarattığına şahit olmuşum…
Ama en güzel öğrenim iş hayatında oluyormuş, çok geç olmadan
onu da anladım. Hele hele yabancı bir şirkette yükselmekteyseniz J dostunuz kadar
düşmanınız da oluyor. Biraz da insandan anlayan biriyseniz ya da hisleri kuvvetli,
işte o zaman kimin size samimi kimin içten pazarlıkla güldüğünü anlamak zor
olmuyor… Böyle olunca da akla belli düşünceler geliyor işte: Herkes sadece
kendini düşünüyor. Bu iyi bir fikir, paylaştığın kişilere dikkat et. Sana nasıl
davranıyorlarsa karşındakine öyle davran. Yardım ettiğin kişi ihtiyacın
olduğunda yanında olacak mı? Saf gibi uzun uzun anlatma. Sana ne kadar
anlatıldıysa sen de o kadar anlat. Sen tırnaklarınla kazıyarak geldiysen bırak başkaları
da kazısın.
Tabii, düşünüyorsun da yetiştiriliş bu, öyle kolay kolay
vazgeçemiyorsun insanlık huylarından… Ama daha az şans vermeye başlıyorsun
insanlara. Eskiden önce puanı bol tutup sonradan kırarken, bakıyorsun sıfırla
başlatıyorsun yeni tanıştıklarını. Verdiğin şans azalıyor, git gide güvensiz
oluyorsun… Bir yandan da kendi hedeflerini gerçekleştirmeye çalışırken birinin
elinden tutup onu geliştirmek istesen de çark o kadar hızlı ki iyi ile çalışıp
sonuca varmak istiyorsun. Süreç seni delirtiyor!
Sonra bir gün bu kaynar kazanın dışında olmayı seçiyorsun. Daha
doğrusu içinde olmamayı… Çünkü bilmiyorsun ki artık dışarıyı!
Bundan sonrası bir müddet “sudan çıkmış balık”lık haliyle “dünyaya
yeni gelmiş bebek”lik hali… Biraz çırpınma biraz her gördüğüne hayret etme. Bu
haller öyle keyifli ve öyle zor ki – uzun uzun anlatmak lazım, belki daha sonra…
Bu süreçte kendimi öyle anlarda yakaladım ki neredeyse
kendimle toplantı yapıp bir yapılacaklar listesi hazırlayacağım. Bu liste
bitmeden bu “yeni hayat”ta bireyliğe terfi edemem! Çalışıyor muyum? Yoksa
çalışmıyor muyum? Ev hanımı mı oldum? Hayır, canım, bu kararı kendin verdin ve
bir planın var! Liseyi bitirip üniversite sınavı sonucunu beklerken öğrenci mi
boş gezenin boş kalfası mı olduğunu idrak edememiş, yarıştan yeni çıkmış
öğrenci durumu gibi bir şey...
Geç geliyorsun kendine... İnsanı yine insan kurtarıyor böylesi durumlarda. Önce kendini kabul ediyorsun, sonra dışarıdaki hayatı kokluyorsun. İnsanların birbirine içten gülebildiğini görüyorsun. İşini kuracağını söylediğinde tasvip etmeyenlerden çok destekleyicilerin olduğunu görüyorsun. Kendine güveniyorsun. Sonra bu yeni hayatının acemisi olarak sana güvenenleri ve bir şans verenleri mahcup etmemek için koyuluyorsun işe, güce, hayata...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder