Bu gece hızımı alamadan eski yazılarımı paylaşır oldum. Güzel olan son bir sene içindeki dönüşüm yolculuğuma da tekrar tanık oluyor olmam aslında. Neredeymişim, nelerin farkına varmışım, nerelere gelmişim...
İşten ayrılmadan kısa süre önce...
***
Arkadaşım geçenlerde John Lennon’dan bir anlatı paylaşmış:
“Ben 5 yaşındayken, annem her zaman bana mutluluğun hayatın anahtarı olduğunu anlatırdı. Okula başladığım zaman sınavda bana büyüyünce ne olmak istediğimi sorduklarında “Mutlu olmak istiyorum” yazdım. Onlar bana soruyu anlamadığımı söylediler, ben de onlara onların hayatı anlamadığını söyledim.”
Okuduğum anda düşüncelere daldım istemsiz... Hangimiz tüm hayatımızı mutlu olmak üstüne kurabiliyorduk ki gerekliliklerden sıyrılıp? İstediğimiz zaman gidip istediğimiz zaman gelebiliyorduk? İstediğimiz işi sadece istediğimiz için yapabiliyorduk? Çarkların arasından sıyrılabilmiş miydik? Doğarken cinsiyetimizi, anne – babamızı seçememişken, ilerleyen dönemde istediğimiz biz olabilmiş miydik?
Mutlu olmak neydi ve nasıl ulaşılırdı mutluluğun sırrına? Mutluluğu yakalamış kişiler kimlerdi? Onlara mı sormalıydı hayatın ne olduğunu? Hayatın anlamını?
Bir kadının mutlu olması ne demekti? Kadınların ne istediği türlü türlü tartışılırken bu kadar zor olabilir miydi bir kadını mutlu etmek? Yoksa imkansız mıydı?
Sonra durdum ve düşündüm. Hayatıma başka bir gözmüş gibi bakmayı denedim. Mutluluk içimizdeydi. Hayatın gereklilikleri diye kendimize dayattıklarımızdan sıyrıldığımızda sevgilin mışıl mışıl uyurken duyduğun nefeste idi mutluluk... Kahveni yudumlayabilmekti... Senin olan şeylerin olmasıydı... Aileydi, dostlardı... Nefes almaktı mutluluk, duyabilmek, konuşabilmek, yazabilmek, düşünebilmekti... Tüm gücün aslında elimizde olduğunu bilmekti...
Derin bir nefes aldım, mutluluk düşüncelerimizi paylaşıp çoğaltabilmekti...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder