Her gün vücudumuzun ihtiyaç duyduğu enerjiyi depolamak ve günlük yaşantımıza devam edebilmek için yemek yiyoruz. Bir kısmımız buna karın doyurmak diyor. Yaşamımızı sürdürebilmemiz için de tüm canlıların yapması gereken ortak bir eylem yemek yemek. Yaşamak için yemek yiyoruz. Yaşamak için hepimizin ihtiyacı olan bu eylem son dönemde oldukça yoğun bir ilgi ile karşı karşıya.
Genç neslin, eskiden ancak üniversite okumayan kişinin yapacağı meslekmiş gibi görünen aşçılık, pastacılık gibi mesleklere ilgisi, üniversitelerin gastronomi bölümlerinin artmasına sebep olacak kadar yoğun. Bu ilgi yemek kurslarının, yemek bloglarının, yemek sitelerinin, yeni mekanların, yeni deneysel mutfakların artmasına yol açıyor. Bizler de her gün gıda alanında yeni bir başarı hikayesi ile karşılaşıyoruz.
Güzel yemek yapanların, tanıdıklarının da ısrarları ile hemen internette bir blog açmaları, yaptıklarını önce acemice sonra git gide güzelleşen fotoğraflarla sunmaları, artan takipçilerinin olması, blogger toplantılarına katılmaları, yeteneklerini önceleri sadece sergilerken daha sonra başkaları için de yemek yapıp bundan para kazanmaları artık alıştığımız hikayeler.
Gezip görüp, yediğini içtiğini paylaşan bloggerlar, gezginler, gurmelerin yanı sıra mekan tavsiyeleri ile her yediğimizin “en iyilerini” bulmaya çalışan hesapların sayısı arttıkça artıyor.
Akıllı telefonların hayatımıza girişi yer bildirimimizi yaparken yediğimiz içtiğimiz hakkında yorum yapmamıza ve bu yorumu tanımadıklarımızla paylaşmamıza olanak veriyor. Artık önemli bir bölümümüz bu tavsiyeler ve mekanların aldığı puanlar ile gideceğimiz yeri belirliyor, orada yiyeceğimiz şeye karar veriyoruz.
Bir de artık bir blogdan öte, bir yeme-içme rehberi, yemek kültürü portalı haline gelmiş gurme siteler var… Bu sitelerde yemeklerin, içeceklerin tarihinden, özelliklerinden, farklılıklarından, gelişimlerinden haberdar oluyoruz.
Tabii, birbirinden güzel yeme-içme ve yemek kültürü dergileri de yayınlanıyor. Yemek tariflerinin yanında bize bilgi ve derinlik katan dergiler de hem yemeğe hem tarihe bakışımızı değiştiriyor. Üstelik trendleri de takip ederek yepyeni bilgiler, yöntemler, hikayeler ve lezzetler öğreniyoruz.
Tüm bu hikaye ve lezzetlerin yanında yemeğin sunumu da artık bu konuya ilgi duyanların vazgeçilmezi oluyor. Güzel bir sunum ve iyi bir fotoğraf vazgeçilmez olup yemeğin lezzetine lezzet katıyor.
Bu çerçeveden baktığımızda ise birçoğumuz artık yaşamak için yeme ihtiyacımızın ötesinde yemek için yaşıyoruz. Dolayısıyla yemek, karın doyurmaktan gurmeliğe, doğal lezzetlerden moleküler gastronomiye, güncel eğilimlerden yemeğin tarihine kadar önemli bir zanaat olmasının yanında özellikli bir sanat olmaya ve bu konuda gelişmeye devam ediyor.
Geçmişe baktığımızda tarihin yemek üstüne yazıldığını söylemek çok da yanlış olmaz. Yiyeceği elde etmek, yiyeceğimizin elimizden alınması, ambargolar, yeni üretim yöntemlerinin bulunması, bu sırada yeni başka şeylerin keşfi ile yemek üzerinden yazılan bir tarihten bahsetmek hiç de olanaksız değil.
Yemek ve yemek zevki aynı zamanda bir alışkanlık meselesi… Doğduğumuz günden bugüne ailemizin ve toplumumuzun alışkanlıkları bizim alışkanlıklarımız oluyor. Ağız tadımız bu alışkanlıklar yönünde gelişiyor. Denemeye açık oluşumuz veya tutucu davranışlarımız yeni tatlara ve yeni kültürlere olan bakışımızı da etkiliyor.
Sadece karın doyurmak için yenmeyen bir yemeğin ise kesinlikle keyif vermesi gerektiğini düşündüğümüz için lezzet konusunda belki daha da tutucu oluyoruz zaman zaman.
Bir kokuya burnumuzu tıkayabiliyoruz. Görmek istemediğimiz bir manzaraya bakmamayı seçebiliyoruz. Dilimizden geçen lezzet ise kokusu ve görselliği ile birleşip bize belki de en güzel hazlardan birini yaşatıyor.
Sanayi devrimi sonrasında daha çok üretim, daha çabuk üretim kıskacında birçok lezzeti de endüstriyel hale getirdik. İşin en üzücü tarafı endüstriyel hale getirdiğimiz lezzetlere o kadar alıştık ki gerçek tatları ya unuttuk ya beğenmez olduk ya da beğensek de aramaz olduk. Hele her şeyin bu endüstriyelleşme sonucunda ucuzunun bulunması ile gerçek tatlara değer biçmez olduk. Oysa yediğinin peşine düşüp o tadın arkasındaki dünyayı arayanlar için yemek bir kültür, bir sanat, bir bilim hatta.
Bu lezzet dünyasına adım atmayı seçerse şayet, birbiri ardına açılan kapılarda, merak eşliğinde yepyeni yolculuklara çıkmaya hazır olmalı insan.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder