Kadınların çok güçlü bir yaradılışa sahip olduğuna inananlardanım. Zorluklar karşısında yılmaz, kaçıp gitmeyi düşünmez, hayatlarını sürdürürken çevrelerindeki kişilerin de hayatlarını sürdürmelerine destek verirler. Çalışır, yemek yapar, evi temizler, yine de bakımlı yine de güzel kalmayı becerirler. Şiddet görürler kimi zaman psikolojik kimi zaman fiziksel. Kaçıp gitmek değildir yaptıkları, insanlıkları uğruna başkaldırır, hayatlarını yeniden kurmaya giderler. Kadınlar güçlerini içlerinde taşır. Hele aşık olduklarında yapmayacakları, yapamayacakları şey yoktur. Bazen sadece bu yüzden yanlış yaparlar.
Bazı zaman kadın içinde taşıdığı gücü unutur. Yorgundur. Bu kadar fazla yere bölünmek kendinden uzaklaştırır onu. Etrafındakiler için çabalarken kendi canından uzaklaşır, fark etmez. Durmaya vakti yoktur. Kendine gelemez. Ne zaman kendini uğruna feda ettiği dengeler sarsılır, kadın durur. İki yolu vardır önünde. Ya gücünü hatırlayacaktır ya da yok olup gidecektir.
Kadın gücünü içinde taşır. Eğer isterse yıkıntıların arasından da olsa yeni bir hayat yaratır.
***
Ece Temelkuran’ın Düğümlere Üfleyen Kadınlar isimli romanının tanıtım videosunu izlediğimde çok büyük bir maceraya çıkacağımı düşünmüş, önce kitabın çıkmasını dört gözle beklemiş, sonra elimdeki kitabı bitireceğim anı iple çekmiş, Düğümlere Üfleyen Kadınlar’a bir heyecan başlamıştım. İçinde bulunduğum ruh halinden olacak, içimdeki gücü hatırlamaya ihtiyacım vardı. “Çünkü bir erkek bir kadının nefesi kadar”dı. Kadının gücünü nasıl da anlatan bir cümle… Ve o kilit soru: “Bir kadın ya da bir ülke nasıl sevilir?” Belki de kendimi biraz daha sevmeye ihtiyacım vardı.
Bu duygularla heyecanla çıktığım yolda, Ece Temelkuran’ın “iç”imize dair, hayatın içinden, “kıyı”sından geçen yazılarını zamanında büyük keyifle okumama rağmen aynı keyfi alamadım bu romandan.
Anlatım akıcı, kurgu bir film gibi tasarlanmış. Sahneler önce yüzünüze çarpılıyor, sonra hikayenin oraya gelişi anlatılıyor. Tunus’a, Libya’ya, Mısır’a dair izleri okumak güzel. Roman sizi uzun bir yolculuğa çıkarıyor. O uzun yolculukta ben yoldan ve olaylardan ziyade romanın kahramanı olan dört kadının iç dünyasını daha çıplak görmek istedim sanırım.
Bu uzun yolculuk bir anda bitiverdi çünkü ve yazar duyguların satır aralarını fazlasıyla biz okuruna bıraktı. Ben o duyguları okumayı istemişim en çok.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder