Yemek yapan, mutfak işleriyle uğraşan insanlara bir bakın. Hepsinin yüzünde farklı bir gülümseme, hepsinde ayrı bir heyecan, hepsinde hayata karşı pozitif bir taraf, başka bir enerji var. Siz hiç yüzü son derece asık, yaptığı tarifi denemekten korkacağınız, yemeğin içindekilerle dans etmeyen bir profesyonel gördünüz mü? Ben gözümün önüne bir sürü insan getirdim, böylesini bulamadım.
Bu insanlar böyleyken; etrafta bu kadar çok yemek programı, bu kadar çok yemek kitabı, bu kadar çok blog ve bu kadar çok izleyici varken; hiç düşündünüz mü, siz yemek yapmayı neden seviyor veya neden ondan nefret ediyorsunuz?
Kendime bir bakayım... Mutfağa kendi mutfağımızda, annemin yanında salatalar hazırlayarak başladım. Rokaları, domatesleri, marulları, havuçları harmanlamak; yağıyla limonuyla, içine peynir veya mısır kaçamaklarıyla ortaya çıkacak lezzeti hayal etmek; süslemesini asla unutmadan ev halkı tarafından “Aferin!” alan salatalar yapmak; afiyetle ve keyifle sevdiklerimle yemek ve son kaşığın da yenip bitmesini görmek mutfaktaki oyunun ilk adımları idi.
Tabii makarna ve pilav yapmak sıradan sayıp bildiğimiz (!) işlerdi. İyi yumurta kırar, güzel omletler yapardık. Düşününce o zamandan beri baharatlarla oynamayı, kendi kurduğum sofralara küçük de olsa bir yenilik katmayı sevmişim. Gel gör ki bunların hiçbirini, aldığım hazzı düşünerek yapmamışım. Keyif almışım ama sorgulamamışım. Malum yapılacak ödevler, yetişecek projeler, önemli sorumluluklar var ya, ben de çalışkan bir öğrenciyim ya J Bırakın diğerlerini, kendim bile kendimi hayatımın bir döneminde önümde önlük yemek yaparken hayal etmemişim…
Ancak annemin hakkını ödeyemem. Yanımda ne zaman yemek yapsa beni yanına çağırır, tane tane neyi neyin içine koyduğunu, neye dikkat etmem gerektiğini, önce nereden başlayacağımı anlatırdı. Tüm bunlar nasıl da kulak dolgunluğu yapmış bende. Her ne kadar, o mutfakta kendinizle baş başa kaldığınız ve bir yerde takıldığınızda ilk yaptığınız annenize telefon etmekse de bir süre sonra cümleleriniz değişmeye başlıyormuş işte J “Annem bunu hep böyle yapardı, bunu böyle yaptığına göre şunu da farklı yapıyor olamaz, şuna dikkat ederdi böyle oluyormuş işte”…vs.
Gün geçtikçe, aldığım iltifatların da etkisiyle ve birkaç başarısızlığın sonunda, kendimi yemek yaparken başka bir heyecan içinde buldum. Her gün aynı yemeği yapsan bile aynı tadı yakalayamayabileceğin duygusu, her yemekte acaba bu sefer nasıl olacak merakına bıraktı yerini. Yeni şeyler denemek, yeni tatları tatmak, baharatları, otları öğrenmek ve her seferinde yemeği birlikte yediğin kişinin ilk lokmasından sonra gözlerinin içine bakmak! Alkış mı aldınız yoksa yuhalandınız mı orada belli oluyor işte J O ilk lokmada J
Her seferinde yeni bir şey yaratıyor insan. Mutfakta olmak hayatın içinde olmak gibi... Farklı tatları alıp işleyerek yeni bir şölene dönüştürmek…
Biliyorum, eğer siz mutfakta
olmaktan nefret ediyorsanız, size benim bu duygularımı yaşatan başka bir şey
kesinlikle var!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder