Uzun zamandır ilk defa yağmurlu bir havada hep düşlediğim gibi camımın kenarında, elimde kahvem, ayaklarımda battaniyemle, kitabımı alıp okudum. Şimdi yağmur gökten boşanırcasına yağıyor, şimşekler çakıyor, gök gürlüyor, hava karardı, ama ilk defa böyle bir hava beni çok da mutsuz etmedi. Galiba dışarıda olanların kendi ruh halime etkisini kontrol etmeyi yavaş yavaş başarıyorum. J
Madem öyle, bu yazı benim 2012 ile hesaplaşma yazım olsun istedim. Şimdi şöyle bir geriye gideceğim ve 2012’de hayatımda olanlara bakacağım. Hesabı içimde, durumları yazımda J
2012 otuzuncu yaşıma bastığım yıl. Herkesin hayatında otuzun önemli bir yeri var. Bu seneye dönüp baktığımda da gördüğüm bende de yeri çok önemli olmuş. Artık otuzunda bir kadın olarak düşüncelerimin ve hissettiklerimin de değiştiğini görebiliyorum. Bu bana sunu hatırlattı: Tam ergenlik ve kendini bulma çağlarımda Haziran’da okul kapanırdı. Öyle bir yaz geçirirdim ki; tüm okul yılımı, arkadaşlıklarımı, yaptıklarımı, yapamadıklarımı düşünür, yapmak istediklerimi düşünürdüm. Yeni kararlar alırdım kendimle ilgili. Hayaller kurardım. Eylül olup da okul açılınca sanki o üç ay üç yıl gibi gelirdi de kendimdeki farklılığa şaşardım. J Aynı öyle işte şimdi hissettiklerim. Neydim, nerelerden geçtim, nereye geldim, şimdi merakla bekliyorum nereye gideceğim?
İnsanız, korkularımız, üzüntülerimiz, diplerimiz var. Ne kadar üstesinden gelsek, gelmeye çalışsak da bazen yenemediğimiz bir geç kalmışlık duygumuz var. Mükemmeliyetçi olanlarımız var. Sırf bu sebepten başarısızlıktan korkanlarımız. Çevremiz var, ailemiz, eşimiz, sevgilimiz, arkadaşımız… Bazen insanların bize öyle bir bakışı var ki, bizi kendimizden bile şüphe eder hale getiriyorlar. Hırslarımız var. Bir de başkalarının hırsları… Bizi kalıplara sokmaya çalışanlar var. Sabah akşam görüp de görmek istemediklerimiz var. Söylemek isteyip söyleyemediklerimiz… İnanmasak da bazen inanır görünmek durumunda olduklarımız. Arada kalışlarımız, isyan çığlıklarımız, asık suratlarımız… Kaçmak istiyoruz bazen. Ufak bir iyi durum alışkanlıklarımızdan sıyrılmamamız için bahane oluyor bize. Uzun sürmeyen bir mutluluğun ardından geri geliş işte yine o duygulara…
Karar verdiğimiz anlar var. Hepimizin bardağının taştığı bir damla gibi… Tereddütsüz, kendinden emin bir biçimde noktaladığımız zamanlar var hayatta. Sonrasını bilmediğimiz, ama şu an olduğu gibi gitmeyeceğini bildiğimiz zamanlar. Tercihlerimiz var. İki yol, hepsinin sonunda gideceğin başka başka yollar, başka başka seçimler…
Kendimize döndüğümüz anlar var. Dışarıdaki hayatı keşfettiğimiz. Havayı içimize çektiğimiz, nefes almayı öğrendiğimiz… Yeni bir fikirle, yeni bir nefesle, yeni bir umutla yürümeye başladığımız… İnandığımız…
Yükselişlerimiz var ve düşüşlerimiz… İnsanız işte, her şey biz…
Tam yapacakken yapamamalarımız var, yüreğimizde bir soru var diye. Kendimize kızmalarımız, bazen suçlamalarımız. Sonra yine bir ümitle yola koyulmalarımız…
Bunların hepsi vardı işte hayatımda bu geçmekte olan yılda… Hayatımın zorlu dönemlerinden biriymiş şimdi böyle bakınca…
Zor zamanlar yaşarız. Önemli olan bu zamanlarda kendimizle olan bağımızı kaybetmemek aslında… Hatta bu bağı daha da kuvvetlendirmek… Farkındalığımızı arttırmak ve yürümek; hep inandığım gibi korkularımıza rağmen içimizdeki sesin yolunda yürümek…
Bir yolda yürüyorum. Bazen kapılıp gidiyorum koşmak istiyorum. Ama attığım adımların sağlam olmasına çalışıyorum. Gereksiz acelelerden kaçınıyorum. 2012’ye bakarken 2013’ün hayalini kurdum bile… Olur mu olmaz mı bilemeyiz, ama olması için niyetlenme ve çalışma zamanı…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder