Yıllar yılı İstanbul'da ne kadar güzel etkinliklerin olduğuna, bunların da bir türlü İzmir'e gelmediğine yandık durduk. Her şey İstanbul'daydı. Hayat orada akıyordu. Etkinlikleri bırakın işimiz bile öyle değil miydi? İstanbul'da ilerlemek için çok fırsat vardı. Her iş daha bir başka yapılıyordu. Orada daha çok para kazanılıyordu. Vs, vs...
Şimdi değişti mi her şey? Henüz değil. Ancak benim bakış açımda değişiklikler var.
Bir süredir İzmir'de olan sosyal, kültürel ve sanatsal faaliyetleri daha dikkatli ve daha yakından takip etmeye başladım. Eskiden mesai saatlerimin ya yorgunluğumdan ya da iş yerinde bulunmam gerektiği için izin vermediği etkinliklere daha çok vakit ayırma kararı aldım. Bu kararlarımdan ilkinin de uygulamasını 7 Kasım'da Ayşe Kulin'in okuma gününe giderek yaptım.
Ayşe Kulin dilini sevdiğim, okumaktan keyif aldığım bir yazar. İzmir'deki okuma günleri de Gülşah Elikbank tarafından bir süredir düzenleniyor. Sanırım ilgi de git gide büyüyor.
Şahsen daha önce hiç okuma gününe gitmemiştim. Aslında nasıl bir şey olduğunu da merak ediyordum.
Okuduğum bir kitabın mı okuma gününe gitmeliyim?
Okumadığım bir kitabın mı okuma günü daha keyifli olur?
Okuma günü kaç saat sürer?
Bütün kitap okunamayacağına göre nasıl bir kurgu çizilir de etkinlik anlamlı bir hal alır?
Bu sorulara bir cevap bulmanın en kısa yolu bir okuma gününe gitmekti. İşte kafamda bu sorularla etkinliğin yolunu tuttum.
Büyükçe bir salonu doldurmuştu dinleyiciler. Sahneye bir kürsü koyulmuş bir de söyleşi için güzel bir köşe hazırlanmıştı.
Etkinlik biraz rötarlı olsa da Gülşah Elikbank'ın sunuşu ile açıldı ve Ayşe Kulin'in okumasıyla devam etti. Ayşe Kulin kitabının üç farklı kısmından kısa okumalar yaptı.
Bugüne kadar, kısa süreli aynı ortamlarda kaldığım kişiler tarafından bile, iyi bir dinleyici olduğum söylendi. Ama anladım ki ben iyi bir kitap dinleyicisi değilim. Kitabı kendi kendime okumayı daha çok seviyorum. Neyse ki Ayşe Kulin de hiç sevmezmiş kitap dinletisini de vaktimizi daha çok sohbete ayıracağımızı okumanın başında belirtti.
Okunan kitap "Bora'nın Kitabı" idi.
Ayşe Kulin bu kitabı yazma serüvenini de anlattı. Okuma gününün en keyif aldığım yeri de orasıydı işte. Aldığım notlar; her romanın bir kaderi olduğu ve bazen hiç beklemediğimiz hatta küçümsediğimiz şeylerin bile hayatta bizi terbiye edebileceği...
Sorulara geçtiğimizde dinleyiciler o kadar çok "Bora'nın Kitabı" ve eşcinsellik üstünde durdular ki Ayşe Kulin karşmızdayken onu daha çok tanımayı, yazma serüvenine eşlik etmeyi, tabii ki kitabını da tartışmayı isterdim doğrusu. Belki okumamış olduğum bir kitabın okumasına gittiğim için belki de değerli bir yazar ayağımıza kadar gelmiş onunla daha doyurucu bir sohbet beklediğim için böyle hissettim. Bu arada okuma gününe gelenlerin çok büyük bir çoğunluğu da kitabı okumamıştı. Yalnız olmadığıma sevinsem mi üzülsem mi bilemedim ya, neyse...
Okuma günü 45-50 dakika içinde bitti, imza ve kokteyl faslına geçildi...
Peki ben bütün bunları neden anlattım?
Bizden iyi durumdaki yerleri görüp neden orada olmadığımıza hayıflanmak yerine neden orada olamadığımıza bakalım diye... Önce elimizdekileri tam anlamıyla değerlendirip yenilerini talep edelim diye...
Kaçımız yeni açılan müzeleri ziyaret etti? Kaçımız yerel etkinliklere katılıyor? Kaçımız sadece etkinliklerde yer almakla kalmıyor da gerçek katılımcılar oluyor? O etkinliğe de değer katıyor?
Okuma günü etkinlikleri bence çok iyi bir girişim İzmir için. Asıl yapmamız gereken bu girişimleri yalnız bırakmayacak, destekleyecek ve kalitesini katılımlarımızla güçlendirecek takipçiler olmak...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder